

Diyet kültürünün üzerimize attığı zehirli oklardan kaçmak kimse için çok mümkün değil. Uzun zamandır günlük hayatımıza, normlarımıza o kadar sızmış durumda ki bazen bize çok normal gelen şeylerin aslında hiç de normal olmadığını fark etmek için ciddi anlamda mesafe almak gerekiyor. Ben de bunlardan muaf değilim.
Sezgisel yemeyle ilgili çalışmanın bana bu kadar keyif veren kısmı belki de kendi hayatımda da uyguladığımda nelerin değiştiğini fark edebilmek. Hoş zaten bu kadar aklıma yatan ve kendi hayatıma da uyguladığım bir yaklaşım olmasaydı muhtemelen bu alanda çalışmak zor olurdu. Geçtiğimiz günlerde canımın bir dilim pasta çektiği bir gün bunu tekrardan düşündüm. Eskiden benim için yasaklı yiyeceklerden biriydi pasta; kalorisi fazla, zararlı, kilo aldırıcı… Zaman zaman kendime izin verdiğim anlar olurdu evet; ama hep şartlı bir izin olurdu bu. O gün pasta yiyeceksem akşam yemeğinde mutlaka salata yemeliydim, ya da daha fazla spor yapmalıydım. Pastayı yemeye başladığımda ise bambaşka bir durum ortaya çıkıyordu: sanki verdiğim izin o dilimi hemen yemezsem kaybolacakmış gibi çiğnemeden yutuyordum. Ne kadar hızlı yersem o kadar çabuk biterdi ve ben o izni kaldırmadan önce o pasta bitmeliydi. Kendi kendimin diktatörü olmuştum kısacası (olmayan var mı?)
Geçtiğimiz gün ise zaten bir süredir sezgisel yeme yaklaşımını benimsediğim için benim için artık daha alışıldık olan bir şey çok net bir şekilde dikkatimi çekti. Pastayı aldım, tadını çıkara çıkara yedim. İçindeki damla çikolataları, kremayı her şeyi hissederek, yavaşça… Sonra ne mi oldu? Normalde 5 dakika içinde tamamını bitirdiğim pastanın yarısından bile azının beni doyurup tatmin ettiğini fark ettim. Hepsini yememiş olmak beni hiç üzmedi çünkü yarın veya öbür gün (pasta bozulana kadar) canımın çektiği ve aç olduğum her an onu yiyebileceğimi biliyordum. Öyle de oldu, normalde 5 dakikada biten pasta 3 günde peyderpey yenilerek bitti, ve her bir seferi bana çok keyif verdi.
Sezgisel yeme yolculuğundaki en büyük korkulardan biri “Canım ya hep zararlı yiyecekleri çekerse?” oluyor. Biz ‘zararlı yiyecek’ten çok ‘keyif verici yiyecekler’ demeyi tercih ediyoruz onlara. Aradaki o yasakçı zihniyet ve şartlı yeme durumu kalkarsa insan bedeni bütün ihtiyaçlarını duyurmaya muktedir aslında. Hem keyif alacağı hem de besleneceği yiyecekleri canı çekebiliyor ona güvendiğimizde. Siz en son ne zaman bedeninize güvendiniz?