

Merhabalar! Bu bültenimizin konusu sınırlar. Özellikle içinde yaşadığımız toplumda hakkında çok fazla yanlış anlaşılma olan, ne olduğu ve ne olmadığı net olmayan bu konudaki bültenimiz iki kısımdan oluşacak. Bu kısımda sınırların ne olduğunu, ne olmadığını, türlerini, sınır koyamamanın olumsuz etkilerini ve neden sınır koymakta zorlanıyor olabileceğimizi ele alacağız.*
Keyifli okumalar!
*Bu bülten Stajyer Psikolog İlke Yayak ve Stajyer Psikolog Elif Girgin’in katkılarıyla hazırlanmıştır.
Sınır koymak nedir? Sınırlar sağlıklı bir ilişki için neden önemlidir?
Geçen bültenimizde bahsettiğimiz “öz-şefkat” ile oldukça bağlantılı olabilecek “sınırlar” konusu pek çoğumuzun zaman zaman zorlandığı, tam olarak ne olduğunu anlamlandıramadığı, yapılıp yapılmaması veya nasıl yapılacağı konusunda kararsız kaldığı bir konu olabilir. Hayır dediğinizde kendinizi suçlu hissediyorsanız, “Acaba yanlış anlaşılır mı, ne düşünürler?” kaygısıyla kendinizi yapmak istemediğiniz şeyleri yaparken buluyorsanız sınır konusunda zorluk yaşıyor olabilirsiniz. Örneğin misafirliğe gittiğiniz yerlerde, bayram ziyaretlerinde ikram edilen tatlıları reddettiğinizde “Aaa, çok ayıp! Yemezsen çok üzülürüm. Senin için yaptım.” tarzı ısrarlar karşısında kendinizi o tatlıyı yerken mi bulursunuz, yoksa hayır dediğiniz için kendinizi içten içe suçlarken mi?
Doğduğumuz ve yaşadığımız kültür nedeniyle, toplumumuzda hayır demek, sınır koymak “ayıp” olarak değerlendirilebilmektedir. İnsanlara ve ilişkilere yönelik davranış, tutum ve beklentilerimiz yaşadığımız kültür ile oldukça ilişkilidir. Türk kültürü gibi daha kolektivist toplumlarda diğer insanların düşüncelerine önem verilir ve çoğunlukla davranışlar buna göre şekillendirilir. Çocukken gittiğiniz misafirlikte, ikram edilen tabaktaki yiyeceklerden daha fazlasını talep etmeye utandığınız, yemek istediğinizde ise annenizin “hayır” mesajını mimikleriyle verdiği zamanlarınız oldu mu? Kendinizi iyi hissetmemenize veya yalnız kalmak istemenize rağmen, ayıp olmasın diye eve gelen misafirlerin yanında ailenizin zoruyla oturduğunuz oldu mu? Çoğumuzun zaman zaman diğerlerinin ne diyeceğine ve düşüneceğine, o an bizim ne hissettiğimizden ve istediğimizden daha fazla önem verdiği anlar olabilir. Tam bu noktada sınır kavramı üzerine düşünmek hepimiz için daha sağlıklı bir yol olabilir.
Sınır koymaktan kastımız tam olarak nedir? Nedra Glover Tawwab’ın Set Boundaries, Find Peace: A Guide to Reclaiming Yourself kitabında belirttiği gibi; sınır, romantik ve sosyal ilişkiler de dahil her ilişki biçiminde kendimizi daha güvenli ve rahat hissetmek için barındırdığımız beklenti ve inançlardır.1 Sınırlar ilişkilerimizi oldukça etkileyen önemli unsurlardır, çünkü bu beklenti ve inançlar sayesinde, psikolojik ve mental açıdan iyi oluş halimizi koruyarak hem kendimizle hem de diğer insanlarla daha sağlıklı etkileşimler kurabiliriz. Kişilerarası ilişkilerde kendimizi daha rahat ifade edebilmemiz, daha keyifli ve sağlıklı iletişimler oluşturabilmemiz adına önemli bir role sahip olan sınırlar, tüm bunların yanı sıra benliğimize bakış açımızı da etkiler. Kendi ihtiyaçlarımızın farkında olup onlara öncelik vermeyi ve gerekirse bunu diğer insanlara hayır deyip sınır koyarak yapmayı Tawwab oksijen maskesini önce kendimize takıp rahat nefes aldıktan sonra diğer insanlara yardım etmenin daha sağlıklı olmasına benzetir. Bir diğer deyişle, başkalarına hayır demek aslında bazen kendi mental, fiziksel ve psikolojik iyi oluşumuza evet demektir.1 Ayrıca, sınırlar diğer insanların bize nasıl davranacakları ve diğer insanlara nasıl davranmamız gerektiğini belirlemeleri konusunda önemli ipuçları taşıdığı için ilişkilerde can alıcı nokta olabilmektedir. İlişkilerde daha açık iletişim kurulması, rollerin tanımlanması, saygı çerçevesinde kabul edilebilir ve edilemez durumların belirlenmesi, ihtiyaçların ve beklentilerin net bir biçimde ifade edilmesi ilişkileri daha sağlıklı ve uzun ömürlü kılar. Böylelikle kişiler, kendilerini daha sevgi ve saygı dolu, güvenilir ve konforlu bir ilişki içerisinde bulabilir.1
Sınır koymak ne değildir?
Evimize gelen misafirlerin çocuklarıyla en sevdiğiniz oyuncaklarınızı paylaşmazsanız huysuz, kardeşinizin kıyafetlerinizi giymesini istemezseniz kıskanç, sevmediğiniz sebzeleri yemeyi reddettiğinizde nankör olduğunuz söylenerek büyütüldüyseniz ve sınır koymak ile ilgili kafanız karışıksa, inanın ki yalnız değilsiniz! Kendi alanımızı yaratmanın ve ihtiyaçlarımıza öncelik vermenin bencillik olduğu öğretilen bir toplumda yaşıyor olmanın da etkisiyle sınır koymak kabalık etmek, kavga çıkarmaya çalışmak, karşınızdaki kişiyi küçük düşürmek veya kontrol etmek gibi algılanıyor. Oysa sınır koymak bunların hiçbiri değildir. Sınır koyduğunuzda bencillik, kabalık yapmış olmuyoruz, basitçe kendimizi ve kendi ihtiyaçlarımızı gözetmiş oluyoruz!
Sınır türleri
Çoğu şeyin olduğu gibi, sınır koymanın da düzeyleri vardır. Bunlardan ilki sağlıklı sınırlardır. Ertesi gün önemli bir sınavınız olmasına rağmen, arkadaşınızın dışarıda tatlı yeme ısrarı üzerine ona ders çalışmanız gerektiğini rahatlıkla söyleyebilir misiniz, yoksa kırılmasın diye evet demek durumunda mı hissedersiniz? Dışarıya çıkmak için kendinizi yeterince enerjik ve hevesli hissetmediğiniz zamanlarda partneriniz, arkadaşınız veya anneniz sizi ısrarla dışarı çıkmaya ikna etmeye çalışırken onlarla dışarı çıkmak yerine evde tek başınıza vakit geçirmek istediğinizi yanlış anlaşılacağını düşünmeden, gönül rahatlığıyla ifade edebilir misiniz; yoksa onların kırılacağını ve alınacağını düşünüp, kendi ihtiyaç ve isteklerinizi göz ardı edip onlara evet cevabını verirken mi bulursunuz kendinizi? Eğer cevaplarınız kendi istek ve ihtiyaçlarınız ile aynı doğrultuda ise sağlıklı sınırlardan söz edilebilir. Sağlıklı sınır koymak, açık iletişimle ihtiyaçları ve beklentileri ifade etmeyi, rahatlıkla hayır demeyi ve kişisel algılardan bağımsız bir şekilde hayır cevabını kabul etmeyi, hayır cevabı sonucunda suçluluk hissetmemeyi, ilişkide güven duygusunu hissetmeyi ve hissettirmeyi, farklı düşüncelere sahip olunsa bile açıklıkla ve saygılı biçimde fikirleri ifade etmeyi ve dinlemeyi barındırır.1 Sağlıklı sınırlar, diğer insanlarla kurduğumuz ilişkileri daha canlı ve sağlıklı tutarken, kendimizle olan ilişkimizi, kendimize olan bakış açımızı da olumlu yönde etkiler. Sağlıklı sınırların varlığında, öz-bakım ve öz-şefkat konularının da pozitif yönde ilerlediği söylenebilir. Bunu bir örnekle ele alalım, ne dersiniz? Tek başınıza vakit geçirmek istediğiniz bir günde arkadaşınızın planınıza dahil olma baskısını hissettiğiniz, çok yorucu bir haftanın sonunda, bir akşam tek başınıza evde film gecesi yapmak istediğiniz veya hava çok güzel olsa dahi evde hiçbir şey yapmadan yalnızca kafanızı dinleyerek ve dinlenerek geçirmek istediğiniz hafta sonu gününde çevrenizin ısrarlarına maruz kaldığınız bir durumu düşünelim. Tam bu noktada, “Şu an buna enerjim ve isteğim pek yok. Onun yerine, evde tek başıma vakit geçirmek bana daha iyi gelebilir. İstersen, yarın veya uygun olduğun yakın bir zamanda bir plan yapabiliriz, ne dersin?” yaklaşımı arkadaşınızın ısrarlarına daha net bir cevap niteliğinde bulunabilir. Böylelikle, hem kendi istek ve ihtiyaçlarınızı karşı tarafa net şekilde ifade edebilir hem de karşı tarafın istek ve ihtiyaçlarına cevapsız kalmadığınızı, onu önemsediğinizi gösterebilirsiniz. Bu tür yaklaşımlar ilişkileri daha sağlıklı ve samimi kılmaya yardımcı olabilir.
İfadelerimizi direkt, açık ve net biçimde iletmediğimizde sınırlarımız daha geçirgen hale gelebilmektedir. Sınırlar geçirgen olduğunda, istekler ve ihtiyaçlar daha zayıf bir şekilde ifade edilir, ilişkide daha az açık olunduğu ve sınırları aşmak daha kolay olduğu için ise ilişki daha kaygılı ve daha az sağlıklı olabilmektedir. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçları konusunda daha az farkında olduğu ve ifade ettiği için diğer insanlar tarafından yönlendirilmeye daha açık durumdadır. Bu durum da kişinin benliğine bakış açısını olumsuz etkileyerek hem kendisine hem de karşı taraftaki bireylere karşı güvensiz hissetmesine yol açabilir.2 Sağlıklı sınırlar kısmında bahsedilen örneklerde de olduğu gibi, o an dışarı çıkmaya uygun ruh haliniz olmadığı halde sırf arkadaşınız istiyor diye çıkar mısınız? Yetiştirmeniz gereken ödevleriniz olmasına rağmen anneniz onunla film izlemenizi istediğinde, istememenize rağmen kendinizi zorunlu hissettiğiniz için “evet” der misiniz? Cevaplarınız evet ise, sınırlarınızın daha geçirgen olduğundan bahsedilebilir. Kendi yapabileceğiniz, yapamayacağınız veya yapmak istediğiniz ve istemediğiniz durumları arkaplanda bırakıp tutumunuzu karşıdaki kişinin isteğine göre şekillendirmek sınırları daha geçirgen tuttuğunuzun işareti olabilir. Geçirgen sınırlar; hayır diyememeyi, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü fazla önemsemeyi, istediğimizden fazla paylaşım içinde bulunmayı ve bağımlı ilişkiyi içerebilir.1
İstemeye istemeye, sırf zorunlu hissettiğiniz için bazı görüşmelere gitmek, yemek istemediğiniz halde ebeveyninizin baskısına rağmen yemek durumunda kaldığınız veya belki size ceza gibi gelen akşam yemeklerini düşünün. O noktada sizi daha net biçimde sınır koymaktan alıkoyan nedir? Arkadaşınızın istediği zaman onunla dışarı çıkmadınız diye kendinizi “kötü arkadaş”, partnerinizin istediği gibi davranmadığınız için “kötü eş” veya annenizin yaptığı yemeği yemek istemediğinizde “kötü evlat” gibi suçluluk hissediyor musunuz? Tam olarak bu suçluluk duygusu daha net sınırlar çizmemizin önünde bariyer oluşturabilir. Oysa, annenize yemeği çok güzel yaptığını ama o yiyeceğin kendisinden keyif almadığınızı söyleyerek belki diğer yemeklerini yemeyi önerebilirsiniz. Kendi düşüncelerimizi ve isteklerimizi ne kadar açık ve direkt ifade edersek iletişim kurmak ve iletişim içinde olduğumuz insanlarla birbirimizi anlamak bir o kadar kolay olacaktır.
Açık ve net bir iletişim ile isteklerin ve beklentilerin karşılıklı olarak ifade edildiği sağlıklı sınır türünün ve belirsizliği, daha kapalılığı barındırarak evet demek zorunda bırakan geçirgen sınır türünün yanı sıra, kişinin kendini güvende tutmak için diğer kişiyi dışarıda bırakması ve sert biçimde araya duvarlar örmesi katı sınır kavramını ifade eder. Geçirgen sınırlarda bireyler arasında sağlıksız bir yakınlaşma, ayrışamama bulunurken; katı sınırlarda, kural istisnalarına pek esneklik gösterilmediği için bireyler arasında bir duvar oluşur.1 “Asla yapmam” dediğiniz konular olabilir. Peki, bu konularda esnek misinizdir, yoksa “kim gelirse gelsin bu kuralımdan asla şaşmam” mı dersiniz? Örneğin, “Asla kimseye borç vermem.” demenize rağmen, en yakın arkadaşınız zor durumdaysa ve genelde de sizden bir şey istemeyen biriyse ona yine de borç vermez misiniz, yoksa o benim en yakın arkadaşım deyip kuralınızı esnetir misiniz? Cevabınız kesinlikle borç vermemekten yanaysa sınırlarınız katı olabilir. Çoğumuzun hayatında 'asla' başlığı altında kırmızı çizgilerimiz vardır, fakat bazen onların esnemesinin gerektiği zamanlar olabilir. Sağlık problemleri, maddi zorlukların veya kişisel durumların varlığında asladan şaşmak durumunda kalabiliriz. Örneğin, dışarıda salata yeme fikri size cazip gelmiyordur ama arkadaşınız sizi bir kafeye götürdüğünde orada salata yemek isteyebilirsiniz veya bazı mekanlar için asla ayak basmam diye düşünürsünüz fakat yakın bir arkadaşınızın doğum günü kutlaması için o kafede bulunmanız gerekebilir. Bazen isteklerimiz, düşüncelerimiz ve tutumlarımız duruma göre değişkenlik gösterebilir. Israra ve değişikliğe kapalı olduğunu düşündüğümüz bazı sınırları belki çok değer verdiğiniz insanlar veya hastalık gibi durumlar için esnetmeniz gerekebilir. Yine de bunlara rağmen, “Hayır, lafımdan dönmem.” diyorsanız sınırlarınızı oldukça katı olabilir. Katı sınırların çizildiği ilişkilerin sağlıklı ilerlemesi zor olabilir. Asla affetmem, asla tahammül etmem diye baktığımız konular ilişkilerimizi daha zora sokabilir ve karşıdaki kişilere hata yapmama konusunda baskı hissettirebilir. Özellikle romantik ilişkilerde “Ben böyleyim. Benim kurallarıma göre davran.” şeklindeki sözlü veya sözsüz mesaj zorlayıcı bir iletişim yaratabilir. Sınırların zaman zaman kişiye ve duruma göre esneklik gösteremeyecek biçimde katı olması da, daha geçirgen olup kişilerde zorunluluk hissettirmesi de iletişimlerin kalitesi için engel niteliğinde olabilir.
Sınır koyamamanın olumsuz etkileri
Nasıl ki üşüdüğümüzde daha sıkı giyiniyor, üzüldüğümüzde ağlıyorsak kendimizi rahat hissetmediğimizi fark ettiğimizde sorunun kaynağından uzaklaşma dürtüsü de oldukça insanidir. Özellikle ailemiz, iş arkadaşlarımız, komşularımız sınırlarımızı ihlal ediyorsa onları hayatımızdan çıkarmak, oradan uzaklaşmak bir seçenek olmayabilir, haliyle ilişkilerimiz de çıkmaza sürüklenebilir. Bu karmaşanın etkisiyle ne zaman ve nasıl hayır diyeceğimizi bilmemek, başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirmek, hayata karşı mükemmeliyetçi bir yaklaşımı benimsemek, gerçekçi ve sürdürülebilir olmayan hedefler koymak, emeklerimizin karşılığını alamamak gibi birçok tetikleyicinin sınır koyabilme becerilerimizi zayıflattığını söyleyebiliriz. Sınır koyamamak da kendimizi doğrudan olarak tükenmiş, engellenmiş, agresif, kaygılı hissetmemize yol açabilirken dolaylı olarak ruh sağlığımızı etkileyerek anksiyete bozuklukları ve depresyon gibi sonuçlar doğurabilir.1
Neden sınır koymakta zorlanıyor olabiliriz?
Öz-şefkat bülteninde bahsettiğimiz gibi, toplumda sınır konusunda da yanlış inançlar vardır. Kişinin kendi ihtiyaçlarını ve isteklerinizi önemsemesi ve bazı durumlarda daha ön plana çıkarması toplumda bencillik olarak algılanabilmektedir. Örneğin, bir arkadaşımız bizden borç para istediğinde, ayın sonunu zor getireceğimiz ve elimizdeki parayı dikkatli kullanmamız gerektiği için ona borç veremeyecek olmamız arkadaşımız ve diğer insanlar tarafından bencillik olarak algılanabilir. Diğer insanlar bencil olduğumuzu düşünmesin diye borç vermek zorunda hissedebiliriz, oysa kendi paramızla kirayı ve masrafları karşılayıp kalanla da diğer aya kadar geçinmek zorunda olduğumuzu ve imkanımız olsa kesinlikle yardımcı olabileceğimizi ifade etsek arkadaşımız da bizi anlayışla karşılayabilir. Bunun yanı sıra, sınır koymayı öfkeli ve kaba insanların yaptığına dair yanlış düşünce de bizleri sınır koymaktan alıkoyan unsurlardır. Size yapılmasından hoşlanmamanıza rağmen el şakaları yapan birini düşünelim. Defalarca kez hoşlanmadığınızdan bahsetmenize rağmen her yaptığında rahatsız olduğunuzdan tekrar tekrar bahsetmeniz o kişi tarafından öfke olarak algılanabilir ve bu yüzden hoşlanmamanıza rağmen sessiz kalmayı tercih edebilirsiniz. Hatta bu tutumun bir diğer sebebi terk edilirim, sevilmem veya dışlanırım korkusu da olabilir. Örneğin arkadaş grubunuzda siz dışında herkes sigara kullanıyorsa fakat siz kokusundan rahatsız oluyorsanız arkadaş grubunuzdan dışlanmamak için yine de onlarla gitmek zorunda hissettiğiniz durumlar olabilir. Veya partnerinizin istemediği şeyleri yaparsanız terk edileceğinize dair kaygılanmak partnerinize karşı sınır çizmenizin önünde güçlü bir engel olabilir. Bu durumda, kendinizi sürekli ödün veren taraf olarak görebilirsiniz.
Sınır koymakta zorlanmaya neden olan bir diğer inanış ise, hayır cevabının karşı tarafı kıracağı yönündedir. Bültenin başındaki örnekte de olduğu gibi, ikram edilen tatlıyı yemek istemediğinizde karşı tarafın sizi kaba biri olarak algılayacağını ve yemezseniz kırılacağını düşünmek sınır koymayı zora sokar. Bu durumu büyüklerinizin sizin için yaptığı yemeklerde de deneyimliyor olabilirsiniz. Ailecek oturduğunuz yemek masasında, özenerek yapılan yemeklerden daha fazla yemeniz konusundaki ısrarlara “Hayır, doydum.” yanıtını vermekten çekinebilirsiniz, çünkü sizin için emek ve zaman harcayıp lezzetli yemekler ortaya çıkaran kişilere saygısızlık ve ayıp olacağını düşünebilirsiniz. Kendinizi suçlu hissetmemek için tabağınıza daha fazla yemek almaya devam edebilirsiniz. Oysa, yeterince yediğinizi, doyduğunuzu hissettiğinizi ifade edip yemekler için teşekkür etmek daha sağlıklı bir sınır koyma yolu olabilir. Çoğumuz zaman zaman bu sebeplerden kaynaklı sınır koymaktan çekinsek de kendi ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi göz ardı etmeden açıklıkla ifade etmenin gerekliliğini hatırlamakta fayda var. 3 Sınır koymak bencillik, kabalık değildir, sadece kendi ihtiyaçlarımızı, kendi sınırlarımızı korumaya çalışmaktır. Karşı tarafın bizim bu net davranışımızı nasıl algılayacağı onunla ilgilidir. Bizim görevimiz karşı tarafın ne hissedip ne düşüneceğini kontrol etmek değil, kendimizi ifade etmek, kendimizi korumak.
Referanslar:
1. Tawwab, N. G. (2021). Set Boundaries, Find Peace: A Guide to Reclaiming Yourself. TarcherPerigee.
2. Fener, Y. (2020, November 11). “Hayır” Diyebilme Rehberi: İlişkilerde Sınırlar - Yakın İlişkiler. Yakın İlişkiler. https://yakiniliskiler.com